YALNIZ MASA

Loş masalarda yalnızlık bambaşka bilemezsin,
Bilemezsin saatlerce sus pus süzmeyi kalabalıkları,
Ağlamak komik gelir sana, bir deli gibi ağlanacak haline gülersin.
Gizlersin sabıkalarını yüreğinin derinliklerinde,saklarsın en hüzünlü anıları,

Loş masalarda yalnızlık bambaşka bilemezsin,
Bira ve sigara bulanmış fosforlu ceketime,
Karşımda bir hayal, sürmeli gözleri mavi, yeşil,gülüşü görsen hayaline imrenirsin,
Hayaller fazla yaşamaz ki sevgilim biliyorum az sonra sende usul usul gideceksin pembe düşlerinle,

Loş masalarda yalnızlık bambaşka bilemezsin,
Dalmışım yine faydasız düşlerime içimde buruk bir ürperme,
Yanlızlık ağlatır üzer sahi ya sen nereden bileceksin,
Sahipsiz düşlerim küçük mutluluğum ve ben yine olamayacak hayallerde,

Loş masalarda yalnızlık bambaşka bilemezsin,
Nereye gizlemişse en derin keder oraya doğru yolculuğum zorunlu, sorgusuz,
Zorlama hiç kendini boşuna benim gibi bir derbederi sen sevemezsin,
Bu loş masalardan mutluluklar sana ben yalnız yürüyeceğim bu yolda umutsuz, mutsuz,korkusuz.
İBRAHİM AYKUT AKINCI

BİR DELİNİN DÜŞLERİ (1)

Bir delinin düşleri benim yaşantımın özeti,
Karanlıktan korkmadım, yada ölmekten sevmekten korktuğum kadar,
Hep karamsar kaldı dizelerim ve hayallerim,
Korkma doğum sancısı kadar değildi acılarım,
Her mutluluğumu çiğneyip geçti bitmeyen anılarım ve kavgalarım.

Bir delinin düşleri kadar gerçek benim seni sevebilme ihtimalim,
İpneler koro halinde şarkı söylerken televizyondaki paparazilerde,
Ben bir delinin düşleri kadar meşhurum bu âlemde,
Şeytanın kadını terkedip rock yaptığı günlerde giydirmişler postumu bedenime,

Bir delinin düşleri kadar varım yarınlarda,
Evet akıllılar kentinin ince enseli deli çocuğuyum ben,
Hayret edilesi bu mısralara bakarak iç geçiriyorum şimdi,
Kalemlerini şaraba bulayıp yazan ayyaşlar anlamazlar beni gülüm,
Ben içersem rakı içerim bir farkla mavi takım elbise ve bluse eşliğinde,
Bir delinin düşlerinde yaşıyorum ben ister beğen ister beğenme.
İBRAHİM AYKUT AKINCI

KANDiLLi SAHiL

Kandilli sahil bu şiirin adı sorma birdaha,
Bir açılır, bir kapanır bu sahilde aşk defterleri.
Bilmem kaç bahar geçti aşksız meşksiz ardarda,
Mendirekten yaşlı gözlerle süzüyorum sevdanın gemilerini,
Bak şarkı söylüyor uçları morarmış dalgalar vururken yaşlanmış kayalara,
Karşıda tüm heybetiyle Kapıdağ yutmuş tüm hediye manzara resimlerini,
Sonra hafiften akşam karanlığı semalarda,
Dans ediyor bir çingene güzeli,
Kıyılarda kandiller yanıyor tek tek davullar dümbelekler her yer taverna,

Kandilli sahil bu şiirin adı sorma birdaha,
Nekadar sana çekmişsem okadar hasretim sensizliğe bu alaca karanlık sahilde,
Seni de sensizliğe gömmüşüm anlaşılan,
Kalabalığı utangaç yararak yürürken akşam üstü karanlığında,
Hayalinle süslenmiş kandiller yanıyor tek tek soluk sarı ağlamaklı,
Bir şarkı başlıyor sonra biraz caz biraz slov,
Hayalimiz dansediyor aşıkların arasında,
Sonra mı?
Sonra yine bir sensizlik derin,sessiz,tanıdık.

Kandilli sahil bu şiirin adı sorma birdaha,
Simli bir pazar sabahı çarşaf gibi uzanıyor deniz masmavi giysisiyle,
Bir balıkçı takası nazlı nazlı dolanıyor sisli mavinin üzerinde,
Demir atmış yük gemileri açıklara öylece süzüyorlar garip balıkçı takasını,
Gemici adamları çoktan başladı mesaiye,
Şehirde bir sabah telaşesi işçisi, memuru,emeklisi,işsizi,
Bomboş şimdi kandilli sahil, kandillerin gözleri nemli hasretle bekliyor geceyi,

Kandilli sahil bu şiirin adı sorma birdaha,
Yine bir akşam üstü alacası bulanıyor yavaş yavaş kandillere,
Bir hasret kokan gün daha sona eriyor usul usul kandilli sahilde,
Sonra bir mutluluk gemisi yanaşıyor limana sıcak bir çikolata tadında,
Yalnız bir adam yürüyor hüzünlü bükmüş dudaklarını, elleri ceplerinde,
Mutluluk da nedir ki sevgili?
Ebedî yüzmek varken hasretin dipsiz denizinde,

Kandilli sahil bu şiirin adı sorma birdaha,
Gece karanlığında yüzüne vurur şehrin ışıkları,
Bisikletli bir çocuk ağlar da ağlar kandillerin arasında,
Sonra aşık olur tekrar ayrılır gizemli sevgililer,
Tıpkı sana bana benzer ayrılıkları, sevmeleri bize yabancı,
Aşklarda, sevmelerde yalancı sevgili yalancı,
Kalmadı yaşanacak bir şey söndü bak hemde akşam vakti kandillerin ışıkları.

İbrahim Aykut Akıncı

BAŞI BOŞ SEVDALAR

Sevdaların başı boş, nereye savurursa rüzgar oradalar sarmaş dolaş,

Ağlamaklı bakıyor puslu kirpiklerimin arasından göz bebeklerim,

Bakıyor da görebilecek bir şey yok ince gri bir aydınlıktan başka,

Sevdaların başı boş nereye saklandıysan kalbi kırık orada kal,

Çünkü siyaha çalıyor aşk dedikoduları, matemiyle beni yutmuş lokma lokma,

Nereye saklandıysan orada kal,

Çünkü üzerler seni, kırarlar, belki de gömerler büsbütün,

Nerden bilecekler ki sen tertemiz kalbinle yalnızlığın prensesi,

Başı boş bu sevdalar neresini gösterdiği belli olmayan bozuk bir pusula gibi,

Güneş batar aşıklar şehrinde, bilemezsin öpüşmekten yorulmuş dudakları,

Ertesi gün olur ve ertesi akşam, bir bakmışsın ki mevsimler gelip geçmiş,

Ağla yalnız prenses ağla,

Başı boş aşklardan utanıp kızaran göklere yalvar yakar da ağla,

Belki bir akşam yemeği huzuruyla gelir, sanada çatar başı boş sevdalardan biri,

Dedimya sevdaların başı boş,

Mutlu yalnızlıkların da bir tarafında sen,bir tarafında ben,

Sen en iyisi nereye saklandıysan orada kal,

Çünkü yaşamasamda biliyorum,

Ağlatıyor hep sonunda müsvedde başı boş sevdalar.

İbrahim Aykut Akıncı

BU SEVDA BANA AİT DEĞİL

Bu sevda bana ait değil, nasıl anlatmalı bilmem,
Ne sonbahar,ne kış ne de bir ömür sığar şimdi anlatmaya,
Şu gördüğüm yüzler tanıdık gibi ama sen değil,
Biraz sen, biraz ben bulaşmış sanki sahilde ki sarmaş dolaş aşıklara,

Bu sevda bana ait değil anla,
Biraz sana benziyor pazar yerindeki güzel kadın,
Orta yaşlı bir adam var o da ben sanki bir elinde sevdanın şiirleri,
Yaşanmamış ne varsa sevdaya dahil yüreğimde kilitlenmiş açılmıyor,
Sen bilemezsin kadın sensizligi ,
Bilemezsin, bu sevda bana ait değil,

Elli yaşımdan geriye sayıyorum sevdalıyım, değilim, sevdalıyım değilim,
Karşı banktan gülümsüyor yabancı güzel bir kadın,
Aşk dolu gülüşleri, bakışları kor gibi, ama o kadın sen değil,
Anlatsamda anlamazsın biliyorum,
Bu sevda bana ait değil.

Seni sevmekte kolay değil bilirsin işte,
Her sevginin ödenen bir bedeli vardır ya ödüyorum hala,
Sen nasıl tanıyorsan öyleyim ben aslında,
Fazla da abartmamalı seni beni bilirsin işte,
Anlamadın bu sevda bana ait değil.

İbrahim Aykut Akıncı

SEVDAMIN ADI SEBAHAT

Sebahat sevdamın adı çok yorgunum dostlarım,
Çocuklar sırtlamış şimdi yılların acımasız yükünü,
Gelmeyin öyle üzerime dokunsanız ağlarım,
Çekirge misali sıçrarken kaybetmişim yönümü.

Sebahat sevdamın adı, çok dargınım dostlarım,
Nerelere saklarsın geçip giden acımasız yılları,
Kıyıda köşede ağlarken çaresizce kırardı bu saçlarım,
Aldı bahtsız kaderim benden sevdiğim tüm kızları.

Sebahat sevdamın adı çok yalnızım dostlarım,
Belki bir gün biryerde bende mutluluğu tadarım,
Hergün farklı bir işte hem çalışır hem ağlarım,
Çünkü sebahat sevdamın adı o yüzden böyle bahtsızım.
Sebahat sevdamın adı az güler çok ağlarım.

İbrahim Aykut Akıncı

BEN BİR MEŞE AĞACIYIM

Ben bir meşe agacıyım, çok uzaklardan esen batılı rüzgarlarla savrulan,

Balkonun önünde serpilen, gölgesinde ayran içilen, türkü söylenen,

Ormandan kovulmayım pek kabadır bendim, yapraklarım, dallarım,

Ne güzel iklimler bunlar,kışın gözyaşı gibi damlarlar yağmur damlaları üzerime.

************

Ben bir meşe ağacıyım,bakım isteyen, su isteyen,

Dinazor insanlardan uzaklarda çaresizce bekleyen,

Ağlamazsam kururum ben, ağlamazsam ölürüm,

Nemlenmiş duygular bile güldürüyor gövdemi,

Toprağı seversen toprakla,suyu seversen suyla, ağaçları seversen benle neşelenirsin,

Ne güzel iklimler bunlar,

Yazın kurur yapraklarım ve neşeyle dolar su taşırken dallarım gövdemden tepelerime,

****************

Ben bir meşe ağacıyım, gölgemin olduğu heryerde yeşermek isteyen,

İnciltilmek istemem, kıskanırım, darılıp küserim bazen ama asla devrilmem,

Nice dostlar yitirdim gencecik,ürkek,korkak,gülümser insanlar oturdular ayaklarına,

Ne güzel iklimler bunlar,

Sonbaharda ağlarım içime doğru, göremezsiniz köklerime akıtırım gözyaşlarımı.

**************

Ben bir meşe ağacıyım üşümem gece ayazda,

Sabah gelip dalıma konacak kelebeği beklerim sabırla,

Sessizce geçiyor önümden kırk ayaklı böcek, kimbilir belki de dönüp gövdeme tırmanacak birazdan,

Ormanda yaşarım çoğu zaman her yanım dost her yanım ahbap,

Fakat pek sevmezler beni şu cüce ağaçlar,

Şu iru cüssem kabahat.